İHRAM VE HARAMLARI

1174) İbnu Ömer (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) muhrimin giyeceği şeylerden sorulmuştu, şu cevabı verdi: “Muhrim ne kamis (gömlek), ne sarık, ne bürnus, ne şalvar ne de vers veya zaferân bulaşmış bir giysi taşımaz. Ayağında da mest (ve benzeri ayakkabı) yoktur. Ancak nalın bulamazsa, mestlerin topuktan aşağı kısmını kesmelidir.” Buharî’de şu ziyade var: “İhramlı kadın yüzünü örtmez, eldiven de giymez.” Buharı,Hacc 21, Cezâu’s-Sayd 13,15, İlm 53, Sâlât 9; Müslim, Hacc 1 (1177); Muvatta, Hacc 8 (1, 324-328); Tirmizî, Hacc 18 (833); Ebu Dâvud, Menâsik 32 (1824, 1825, 1826); Nesâî, Hacc 28 (5, 129)

1175) Yine İbnu Ömer’den (r.a.) rivayete göre demiştir ki: “Resûlullah (s.a.v.) kadınları ihrâma girdikleri vakit eldiven kullanmaktan, yüzlerini örtmekten ve vers ve za’ferân değmiş elbise giymekten yasakladı ve: “Buınlardan gayrı, hoşuna giden elbise çeşitlerinden safranla boyanmış veya ipekli veya zinet veya şa1var veya kamis veya mest giysin” dedi.” Ebu Dâvud, Menâsik 32 (1827)

1176) Hz. Aişe’den (r.a.) gelen bir rivayette: “Resülullah (s.a.v.) ihramlı iken mest giymede kadınlara ruhsat tanıdı” denmiştir. Ebu Dâvud, Menâsik 33 (1831)

1177) İbnu Abbâs (r.a.) hazretleri anlatıyor: “Resülullah (s.a.v.) hazretleri buyurdular ki: “Kim izar bulamazsa şalvar giysin, kim de nalın bulamazsa mest giysin.” Buharî, Libâs 14, 37, Hacc 132, Cezâu’s-Sayd 15, 16; Müslim, Hacc 4 (1178); Tirmizî, Hacc 19 (834); Ebu Dâvud, Hacc 32 (1829); Nesâî, Hacc 32 (5, 132)

1178) Nâfı’nin anlattığına göre, Eslem Mevlâ Ömer’in, İbnu Ömer’e (r.a.) şöyle söylediğini işitmiştir: “Ömer (r.a.), Hz. Talha (r.a.)’nın üzerinde, ihramlı iken boyalı bir giysi görmüştü. “(Ey Talha) bu boyalı giysi de ne?” diye sordu. (Talha cevaben): “Ey mü’minlerin emîri, bu kızıl toprakla boyanmıştır!” dedi. Ömer (r.a.): “Ey azizler, sizler halkın imamlarısınız, halk sizlere uymaktadır. Eğer câhil biri bu elbiseyi görse: “Talha İbnu Ubeydillah, ihramda boyalı elbise giymiş” diyecek. Ey azizler, bu boyalı elbiselerden hiçbirini giymeyin!” dedi” Muvatta, Hac 10 (1, 326)

1179) Urve anlatıyor: “Esma Bintu Ebî Bekr (r.a.), ihramlı olduğnu halde, sarı renkli giysiler giyerdi. Ancak bunlarda za’ferân olmazdı.” Muvatta, Hacc 11 (1, 326)

1180) Ya’lâ: İbnu Umeyye (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) Ciirrâne’de iken, umre için ihrama girmiş bir adam geldi. Adamın sakal ve saçları sarıya boyanmış, sırtında da za’ferân lekeleri bulunan bir cübbe vardı. “Ey Allah’ın Resûlü, dedi, şu gördüğün vaziyette, umre için ihrâma girdim!” Resûlullah (s.a.v.): “Şu cübbeyi çıkar, sarı boyayı da yıka!” diye emretti.” Buharî, Umre 10, Cezâu’s-Sayd 16, 17, Megâzî 56, Fedailu’l,Kur’ân 2; Müslim, Hacc 6 (1180); Muvatta, Hacc 18 (1, 328-329); Tirmizî,Hacc 20 (835, 836); Ebu Dâvud, Menâsik 31 (1819-1822); Nesâî, Hacc 43 (5, 142-143) Bu metin, Sahiheyn’deki metindir. Ebu Dâvud’un rivayetinde şu ziyade mevcuttur: “Umrede iken, hacda yaptığını yap.” İbnu Ömer’in (r.a.): “İhramlının mıntıka takmasını mekruh addettiği” rivayet edilmiştir. Muvatta, Hacc 12 (1, 326)

1181) Kasım İbnu Muhammed anlatıyor: “Bana, el-Ferâfısa İbnu Umeyr el-Hanefi haber verdi ki, O, Hz.Osman’ı (r.a.), ihramlı iken yüzünü örter görmüş.” Muvatta, Hacc 13 (1, 327)

1182) Nafi’ anlatıyor: “İbnu Ömer (r.a.) demiştir ki: “Başın çeneden yukarısını ihramlı kimse örtemez.” " Muvatta, Hacc 13 (1, 327)

1183) Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor: “Biz (kadınlar) ihramlı olarak Resûlullah’la (s.a.v.) beraber iken, binekliler bize uğrardı. Onlar tam hizamıza gelince, herbirimiz cilbabını başından yüzünün üzerine sarkıtıverirdi. Bizi geçtiler mi tekrar kaldırırdık.” Ebu Dâvud, Menâsik 34 (1833)

1184) Fâtıma Bintu’l-Münzir anlatıyor: “Biz, bir kısım kadınlar ihramlı iken, yanımızda Esmâ Bintu Ebî Bekr (r.a.) olduğu halde, yüzlerimizi sıkıca örtüyorduk” Muvatta, Hacc 16 (1, 328)

1185) Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah’a (s.a.v.), ihrama gireceği zaman (ihramı için), keza ihramdan çıktığı zaman da Kâbe’yi tavaftan önce hıll’i için, içinde misk bulunan sürünme maddesini şu iki elimle sürdüm.” Buharî, Hacc 18, 143, Libâs 73, 89, 91; Müslim, Hacc 31, 33 (1189); Muvatta, Hacc 17 (1, 328); Tirmizî, Hacc 77 (917); Ebu Dâvud, Menâsik 11, (1745, 1746); Nesâî, Hacc, 41 (5, 136-141)

1186) Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah’a (s.a.v.), ihrama gireceği zaman (ihram için), keza ihramdan çıktığı zaman da Kâbe’yi tavaftan önce hıll’i için, içinde misk bulunan sürünme maddesini şu iki elimle sürdüm.” Buharî, Hacc 18, 143, Libâs 73, 89, 91; Müslim, Hacc 31, 33 (1189); Muvvata, Hacc 17 (1, 328); Tirmizî, Hacc 77 (917);Ebu Dâvud, Menâsik 11, (1745, 1746); Nesâî, Hacc, 41 (15, 136-141) Bir rivayette şu ibare de var: “... Veda haccında zerire denilen koku ile ...” Bir başka rivayette : “... ihrama girmezden önce, sonra ihrama girerdi. “ Bir diğer rivayette: “... bulabildiğim kokunun en iyisi ile başında ve sakalında koku maddesinin parıltısını görünceye kadar (sürerdim).” Bir diğer rivayette: “... Resûlullah (s.a.v.) ihramlı iken (sürülen) koku maddesinin saç ayırımlarındaki parlaklığına (şu anda) bakıyor gibiyim.” Bir rivayette şu ziyade var: “İbnu Ömer (r.a.) zeytinyağıyla yağlanırdı. Bunu İbrahim (Nehâî)’ye zikretmiştim, bana: “Pekâlâ, şu rivayeti ne yapacaksın: “Esved, Hz. Aişe’den (r.a.) onun şöyle söylediğini rivayet etti: “... (Sürülen koku maddesinin saç ayrımlarındaki parlaklığına bakıyor gibiyim.” Bir rivayette de şu ziyade var: “... Bu, ihram(a girmezden önce süründüğü) koku idi.”

1187) Bir diğer rivayette şöyle gelmiştir: “Önce koku sürünüp sonra ihrama giren kimse hakkında soruldu. Şu cevabı verdi: “Ben (tîb sürünerek) ihrama girip koku neşretmeyi sevmem. Katrana bulanmam bunu yapmaktan daha iyidir.” Hz. Aişe’ye (r.a.), İbnu Ömer’in, bu sözü haber verilince: “Ben, Resûlullah’a (s.a.v.) ihrama (gireceği) sırada tîb sürdüm. Bu halde hanımlarına uğradı. Sonra da ihrama girdi, koku neşrediyordu” dedi. Buharî, Gusl 14; Müslim, Hacc 47 (1192); Nesâî, Hacc 42 (5, 139), Gusl 13 (1, 203)

1188) Nesâî’nin kaydettiği bir diğer rivayette şöyle denir: “Resûlullah (s.a.v.), ihrama girmeyi arzu ettiği zaman bulabildiği en güzel yağla yağlanırdı. Öyle ki, yağın parlaklığını başında ve sakalında görürdüm.” (Râvi Hz. Aişe’dir). Nesâî, Hacc 42, (5, 139-140)

1189) Yine Nesâî’nin bir başka rivayetinde, Hz. Aişe (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Ben Resûlullah’a (s.a.v.) ihrama gireceği zaman ihramı için, şeytan taşlamasını yaptıktan sonra ve Beytullah’a yapacağı tavaf (-ı ziyaret)ten önce ihramdan çıkınca da hıll’i (ihramsız hâli) için tîbini sürdüm.” Nesâî, Hacc 41 (5, 137)

1190) Bir diğer rivayette şöyle denir: “Resûlullah’ın tîb’i (sürdüğü koku) sizin şu tîbinize benzemez.” Yani (sizin kullandığınız tîb), uzun müddet koku neşretmeye devam etmez, demektir. Nesâî, Hacc 41 (5, 137)

1191) Hz.Aişe (r.a.) anlatıyor: “Biz Resûlullah (s.a.v.) ile (hacc ve umre için ihrama girip) Mekke’ye giderdik. İhram sırasında alınlarımıza sükk denen bir tîb sürerdik. Birimiz terleyecek olsa, yüzüne akardı. Resûlullah (s.a.v.) bunu gördüğü halde (bize) onu(n sürülmesini) yasaklamazdı.” Ebu Dâvud, Menâsik 32 (1830)

1192) Sâlt İbnu Zübeyd (r.a.), ailesinin bazı fertlerinden naklen şunu rivayet etmiştir: “Hz. Ömer (r.a.) Şecere nâm mevkide iken, bir tîb kokusu hissetti. “Bu koku kimden geliyor?” diye sordu: Kesîr İbnu’s-Salt: “Bendendir, (saçımın dağılmaması için) süründüm ve tıraş olmamaya karar verdim” dedi. Hz. Ömer (r.a.): “Su birikintilerinden birine git, başını koku gidinceye kadar ovuştur!” diye emretti. Kesir İbnu’s-Salt öyle yaptı.” Muvatta, Hacc 20 (1, 329)

1193) Muvatta’nın bir diğer rivayeti, Eslem Mevlâ Ömer’den: “Ömer (r.a.), bir tîb kokusu hissetmişti. “Bu koku kimden?” diye sordu. Muâviye İbnu Ebî Süfyan (r.a.): “Ey mü’minlerin emîri! Bendendir!”diye cevap verdi. (Hz. Ömer kızgın bir eda ile): “Allah Allah! Senden mi?” diye çıkıştı. Hz. Muâviye: “Bana Ümmü Habibe sürdü, ey mü’minlerin emîri!” (diye özür) beyan etti. Hz. Ömer: “Allah aşkına geri dön ve şu sürdüğün şeyi yıka!” diye emretti.” Muvatta Hacc 19

1194) İbnu Ömer’den (r.a.) anlatıldığına göre: “İhramlı iken Cuhfe’de ölmüş olan oğlu Vâkid’i kefenlemiş, bu arada başını ve yüzünü örttükten sonra şöyle demiştir: “Eğer ihramlı olmasaydık, cenâzeye tîb de sürerdik.” Muvatta, Hacc 14 (1, 327)

1195) Nâfî anlatıyor: “İbnu Ömer (r.a.) ihram giyerek Mekke’ye müteveccihen yola çıktığı zaman, güzel kokusu olmayan bir yağ ile yağlanırdı. Sonra Zülhuleyfe mecsidine gelir, orada (ihram için iki rek’at) namaz kılar, sonra hayvanına binerdi. Devesi (ayağa kalkıp) onu doğrultunca telbiyeye başlar ve şöyle derdi: “Ben Resûlullah’ın böyle yaptığını gördüm.” Buharî, Hacc 28; Muvatta, Hacc 32 (1, 333)

1196) Tirmizî’nin bir rivayetinde şöyle denir: “(İbnu Ömer) reyhanlanmamış bir yağla yağlanırdı.” Yani kokulandırılmamış. Tirmizî, Hacc 114 (962); İbnu Mâce, Menâsik 88 (3083)

1197) İbnu Abbâs (r.a.) anlatıyor: “İhramlı reyhan koklayabilir, aynaya bakabilir. Yediği zeytinyağı ve tereyağı ile tedâvi olabilir.” Buharî, Hacc 18 (Bab başlığında, senetsiz olarak kaydetmiştir)

1198) Abdullah İbnu Huneyn anlatıyor: “İbnu Abbas ile Misver İbnu Mahreme (r.a.) Ebvâ’da ihtilâf ettiler. İbnu Abbas: “Muhrim başını yıkar” dedi. Misver ise: “Hayır, yıkayamaz!” dedi. İbnu Abbâs, beni Ebu Eyyüb el-Ensârî’ye (r.a.) gönderdi. Ben onu iki direk arasına gerilmiş bir perde gerisinde yıkanıyor buldum. Kendisine selam verdim. “Kim o?” dedi. “Abdullah İbnu Huneyn’im. Beni, size İbnu Abbas gönderdi. Sizden, ihramlı iken Resûlullah’ın (s.a.v.) başını nasıl yıkadığını soruyor” dedim. Bunun üzerine Ebü Eyyüb (r.a.) elini perde (ipinin) üzerine koyup aşağı doğru bastı ve başı göründü. Üzerine su döken birisine: “Dök!” dedi. O da döktü. Ebu Eyyub (r.a.) başını elleriyle ileri geri ovalayıp: “Resûlullah’ı (s.a.v.) böyle yapar gördüm” dedi.” Buharî, Cezâis-Sayd 14; Müslim, Hacc 91 (1205); Muvatta, Hacc 4 (1, 323); Ebu Dâvud, Menâeik 38 (1840); Nesâî, Hacc 27 (5, 128-129); İbnu Mâce, Menâaik 22 (2934) Muvatta dışındaki rivayetlerde şu ziyade mevcuttur: “Misver, İbnu Abbâs’a şunu söyledi: “Seninle bir daha münakaşa etmiyeceğim (ne dersen kabülüm).”

1199) Hârice İbnu Zeyd, babası Zeyd’den (r.a.) naklediyor: “Resûlullah (s.a.v.) ihrama girmek çin soyundu ve yıkandı.” Tirmizî, Hacc 16 (830)

1200) Nâfi anlatıyor: “İbnu Ömer (r.a.) ihrama girmezden önce ihram için, Mekke’ye girmek için, Arafat’ta vakfe için yıkanırdı.” Muvatta, Hacc 3 (1, 322); Buharî, Hacc 38 Bir rivayette şu ziyade vardır: “İhrama girdi mi, başını sadece ihtilâm olduğu zaman yıkardı.”

1201) İbnu Ömer (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) yıkandığı su ile saçlarını (dağılmayacak şekilde) tarayıp nizama soktu.” Ebu Dâvud, Menâsik 12 (1747, 1748) Nesâî, Hacc 40 (5, 136); Buhârî, Hacc 19; Müslim 21 (1184); İbnu Mâce, Menâsik 72 (3047)

1202) İbnu Abbâs (r.a.) demiştir ki: “İhramlı kimse hamama girer.” Buharî, Cezâu’s-Sayd 14 (Tercüme bab başlığı olarak, senedsiz şekilde) kaydedilmiştir.

1203) Yine İbnu Abbâs (r.a.) demiştir ki: “Resûlullah (s.a.v.) ihramlı iken hacamat oldu (kan aldırdı).” Buharî, Cezâu’s-Sayd 11, Tıbb 12, 15; Müslim, Hacc 88 (1203); Ebu Davud, Menâsik 36 (1835-1836); Tirmizî, Hacc 22 (839); Nesâî, Hacc 92 (5, 193); İbnu Mâce, Menâsik 87 (3081) Bu metin Sahiheyn’in metnidir. Buharî merhumun bir diğer rivayetinde: “Resûlullah (s.a.v.) oruçlu iken hacamat oldu” denir. Yine Buharî’nin bir diğer rivayetinde: “Resûlullah (s.a.v.) ihramlı iken çektiği ağrı sebebiyle başından hacamat oldu” denir. Bir diğer rivayette: “Şakîka denen (başının ön kısmındaki) bir ağrı sebebiye, Lahyu Cemel adında Mekke yolu üzerindeki bir su başında, başının ortasından hacamat oldu” denir.

1204) Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) ihramlı iken ayağının sırtından çektiği bir ağrı sebebiyle hacamat oldu.” Ebu Dâvud, Menâsik 36 (1837); Nesâî, Hacc 94 (5, 194) Nesâî’nin rivayetinde “... Maruz kaldığı incinme sebebiyle (ayağının sırtından hacamat oldu)” denmiştir.

1205) Nâfi anlatıyor: “İbnu Ömer (r.a.) dedi ki: “İhramlı kimse kaçınılmaz bir sebepten dolayı mecbur kalmadıkça hacamat olamaz.” Muvatta, Hacc 75 (1, 350)

1206) Nübeyh İbnu vehb (r.a.) anlatıyor: “Ömer İbnu Ubeydillah İbni Ma’mer, ihramlı iken gözünden hastalandı. Bunun üzerine gözlerine sürme çekmek istedi. Ancak Ebân İbnu Osman onu bundan men etti ve gözlerine sabır basmasını tavsiye etti. İlâveten: Hz. Osman’ın (r.a.) Resûlullah’ın böyle yaptığını rivayet ettiğini söyledi.” Müslim, Hacc 89 (1204); Ebu Dâvud, Menâsik 37 (1838); Tirmizî, Hacc 106, (952); Nesâî, Hacc 45 (5,143) Ebu Dâvud’un rivayetinde şu ziyade var: “Ebân hacc emîri idi.”

1207) İbnu Ömer’den (r.a.) rivayet edilmiştir ki, ihramlı iken, gözüne gelen bir rahatsızlık sebebiyle aynaya bakmıştır. Muvatta, Hacc 93 (1, 358)

1208) İbnu Abbâs (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) Meymune validemizle (r.a.) ihramlı iken tezevvüc buyurdular.” Buharî, Cezâu’s-Sayd 12, Meğâzi 43, Nikâh 30; Müslim, Nikâh 46 (1410); Ebu Dâvud, Menasik 39 (1844, 1845); Tirmizî, Hacc 24 (842); Nesâî, Hacc 90 (1, 191, 192) Buhârî’nin bir rivayetinde şu ziyâde var: “Umretü’l-kazâ sırasında ihramsız olarak Meymüne ile gerdek yaptı. Meymüne Serefte vefat etti.” Ebu Dâvud der ki: İbnu Müseyyeb demiştir ki: “ihramlı iken Resûlullah’ın Meymüne ile evlenmesi meselesinde İbnu Abbâs (r.a.) vehme düşmüştür.” Nesâî’ye ait bir başka rivayette: “İhramlı iken Resîlullah (s.a.v.) evlendi” denir. Meymüne ile evlendiği zikredilmez.

1209) Ebü Râfi’ (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) ihramsız iken Meymüne (r.a.) ile evlendi. İhramsız olduğu halde onunla gerdek yaptı. İkisinin evlenmesinde aralarında ben elçilik yapmıştım.” Tirmizî, Hacc 23 (841)

1210) Meymüne (r.a.) anlatıyor: “Her ikimiz de Serefte ihramsız iken, Resûlullah (s.a.v.) benimle evlendi.” Müslim, Nikâh 48, (1411); Ebu Dâvud, Menâsik 39, (1843); Tirmizî, Hacc 24 (845) Bu metin Ebu Dâvud’dakidir. Müslim’de şöyle denmiştir: “Kendisi ihramsız olduğu halde O’nunla (Meymüne) evlendi, Râvi -ki Yezîd İbnu’l-Esamm’dır- der ki: “Meymüne hem benim teyzemdi, hem de İbnu Abbâs’ın teyzesi idi.” Tirmizî’de şu ziyade vardır: “Meymüne (r.a.) ile gerdek yaptığında ihramsız idi. Meymüne Serefte öldü. Onu, Resûlullah’ın kendisiyle gerdek yaptığı çadırda defnettik.

1211) Süleymân İbnu Yesâr anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.), azadlısı Ebu Râfı’yi Ensâr’dan bir başkasıyla birlikte (Meymüne’ye) gönderdi. Onlar, Resûlullah’ı (s.a.v.) Meymüne bintu’l-Hâris (r.a.) ile evlendirdiler. (O vakit) Resûlullah (s.a.v.) henüz Medine’de idi (ve umretu’1-kaza için yola) çıkmamıştı.” Muvatta, Hacc 69 (1, 348)

1212) Hz. Osman (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “İhramlı ne evlenir, ne evlendirir, ne de dünür gönderir.” Müslim, Nikâh 41 (1409); Muvatta, Hacc 70 (1, 348, 349); Ebu Dâvud, Menâsik 37 (1841); Tirmizî, Hacc 23 (840); Nesâî, Hacc 91 (5, 192)

1213) Nâfi anlatıyor: “İbnu Ömer (r.a.) şöyle hükmetmiştir: “İhramlı evlenmez, evlendirmez, ne kendisi için kız ister, ne de başkası için.” Muvatta, Hacc 72, (1, 349)

1214) Ebu Gatafân el-Mürrî’nin anlattığına göre, babası Tarîf, ihramlı iken bir kadınla evlenmiş ise de Hz. Ömer (r.a.) bu nikâhı reddetmiştir. Muvatta, Hacc 71 (1, 349)

1215) Ebu Katâde (r.a.) anlatıyor: “Hudeybiye Sulhu yapıldığı sene, bir gün Resûlullah’ın (s.a.v.) ashabından bir grupla birlikte, Mekke yolu üzerinde bir yerde oturuyordum. Resûlullah (s.a.v.), bizden ileride (konaklamış) idi. Ben hâriç herkes ihramlıydı. Halk vahşî bir eşek gördü, ben o sırada meşguldüm, ayakkabımı tamir ediyordum. Gördüklerinden beni haberdar etmediler, onu kendiliğimden görmüş olmamı istiyorlardı. Bir ara aralarında bir gülüşme oldu. Birden etra­fıma bakındım (ve bu esnada) hayvanı gördüm. Hemen (Cerâde adındaki) atıma gidip eğerledim ve bindim. (Acelemden) kamçıyı ve mızrağı unutmuştum. “Kamçı ve mızrağımı bana verin!” diye seslendim. “Hayır, dediler, vallahi bu işte sana yardımcı olmak istemeyiz.” Öfkelendim. İnip onları aldım. Tekrar binip, eşeğe doğru hızla gittim, (yetişip) avladım. Beraberimde getirdim, ölmüştü. Arkadaşlarım etinden yediler. Ancak sonradan ihramlı iken yeyip yememe hususunda şekke düşüp (yediklerine pişman oldular). Yürüdük, ben bir parça ayırdım. Resûlullah’a kavuşunca, bu meseleyi sorduk. “Beraberinizde birşeyler kaldı mı?” dedi. Ben: “Evet!” diyerek parçayı uzattım, ihramlı olduğu halde, ondan yedi. Ve: “Bu bir taamdır. Onunla Allah size ikramda bulunmuştur!”dedi.” Buharî, Cezâu s-Sayd 2, 3, 4, 5, Hibe 3, Cihâd 46, 88, Megâzi 35, Etime 19, Zebâih 10, 11; Müslim, Hacc 56 (1196); Muvatta, Hacc 76 (1, 350); Tirmizî, Hacc 25 (847); Ebu Dâvud, Menâsik 41 (1852); Nesâî, Hacc 78 (5, 182); İbnu Mâce, Menâsik 93 (3093) Bunlarda gelen bir ziyade şöyledir: “(Resûlullah:) “O helaldir, yiyin (dedi).” Bir diğer rivayette: “Resûlullah (s.a.v.) onlara şunu söyledi: “Sizden biri (hayvanı yakalamak üzere) saldırmasını emretmedi veya ona hayvanı göstermedi mi?” Onlar: “Hayır!” diye cevap verince, (Resûlullah:) “Öyleyse yiyin!” buyurdu.” Bir diğer rivayette: “(Resûlullah): İşaret ettiniz veya yardım ettiniz veya saldırmasını sağladınız mı?” (diye sordu).”

1216) Sa’b İbnu Cessâme’nin (r.a.) anlattığına göre, kendisi, Resûlullah’a (s.a.v.), Ebvâ veya Vehdân’da (canlı) bir yaban eşeği hediye etmiştir. Ancak Resûlullah bunu kendisine iâde etmiş, Sa’b’ın üzüldüğünü yüzünden anlayınca: “Bunu sana iade edişimizin sebebi ihramlı oluşumuzdur” demiştir. Buharî, Cezâu’s-Sayd 6, Hibe 5,17; Müslim, Hacc 50 (1193), Muvatta, Hacc 83 (1, 353); Tirmizî, Hacc 26 (849); Nesâî, Hacc 79 (5, 183-185); İbnu Mâce, Menâsik 92 (3090)

1217) Nesâî’nin kaydettiği diğer bir rivayette İbnu Abbâs (r.a.) şöyle anlatmıştır: “Sa’b İbnu Cessâme (r.a.), Resûlullah’a (s.a.v.), ihramlı iken, Kudeyd’de ucundan kan damlayan bir vahşî eşek budu hediye etti. Resûlullah, bu hediyeyi Sa’b’a iade etti (kabul etmedi).” Nesâî, Hacc 79 (5, 183-185)

1218) Hz.Câbir (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Siz ihramlı iken, bizzat avlamamış iseniz veya (sizin arzunuzla) sizin için avlanmamış ise kara av hayvanları(nın eti) size helâldir.” Ebu Dâvud, Menâsik 41 (1851); Tirmizî, Hacc 25 (846); Nesâî, Hacc 81 (5, 187)

1219) Abdurrahman İbnu Osman anlatıyor: “Biz ihramlı iken Talha ile beraberdik. Bize bir kuş hediye edildi. Bu sırada Talha yatıyordu. Kuş etinden bazılarımız yedi, bazılarımız çekinip yemedi. Talha uyanınca yiyenleri.te’yid etti ve: “Biz Resûlullah’la (s.a.v.) birlikte onu yedik” dedi.” Müslim, Hacc 65 (1197); Nesâî, Hacc 78 (5, 182)

1220) Abdullah İbnu Âmir İbni Rebîa anlatıyor: “Hz. Osman’a (r.a.) Hac’ta iken bir av eti getirildi. Arkadaşlarına: “Yiyiniz!” dedi. Onlar: “Sen yemiyor musun?” diye sordular. “Ben, dedi, sizin durumunuzda değilim, bu hayvan benim için avlandı.” Muvatta, Hacc 84 (1, 354)

1221) Urve merhum anlatıyor: “Hz. Aişe’ye (r.a.): “Bir av hayvanı benim için avlanmamışsa bu bana helâl mi, haram mı?” diye sormuştum, şu cevabı verdi: “Ey kızkardeşimin oğlu, o (ihram müddeti) on gündür. İçinde bir seğrime (rahatsızlık, şüphe) hissedersen bırakıver (yeme).” Muvatta, Hacc 85 (1, 354)

1222) el-Behzî (r.a.) -ki ismi Zeyd İbnu Ka’b’dır- anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) Mekke’ye gitmek düşüncesiyle ihramlı olarak (Medine’den) çıktı. Ravhâ nam mevkiye varınca orada kesilmiş bir vahşî eşekle karşılaştılar. Resûlullah’a (s.a.v.) bundan bahsedildi: “Bırakın onu, dedi, sahibi hemen gelebilir!” Derken hayvanın sahibi Behzî geldi ve Resûlullah'ı (s.a.v.) bularak: “Ey Allah’ın Resûlü, bu eşeği (size bıraktım) dilediğiniz gibi tasarruf edin!” dedi. Resûlullah derhal Hz. Ebu Bekir’e emrederek, yol arkadaşları arasında taksim etmesini” söyledi. Sonra yola devam edip İsâye nâm yere geldi. Burası Ruveyse ile Arc arasında bir yer idi. Sıcak bir gölgede kıvrılıp uyumakta olan bir ceylan vardı. -Râvi der ki- “Resûlullah (s.a.v.) bir şahsa, herkes geçinceye kadar orada bekleyip kimseye hayvanı rahatsız ettirmemesini emretti.” Muvatta, Hacc 79,1 (351); Nesâî, Hacc 78 (5, 182, 183), Sayd 32 (7, 205)

1223) Urve (r.a.) anlatıyor: “Zübeyr (r.a.) ihramlı olduğu halde (yemek üzere yanına) güneşte kurutulmuş ceylan eti dizisini azık olarak alıyordu.” Muvatta, Hacc 77 (1, 350)

1224) Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor: “Biz, Hacc veya umre için Hz. Peygamber’le (s.a.v.) birlikte yola çıkmıştık. Yol esnasında bir çekirge sürüsüne rastladık. Kamçı ve yaylarımızla vurmaya başladık. Resûlullah (s.a.v.): “Bunu yeyin, zîra o deniz avından (sayılır)” dedi.” Ebu Dâvud, Menâsik 42 (1853); Tirmizî, Hacc 27 (850)

1225) Ka’bu’l-Ahbâr demiştir ki: “Çekirge deniz avı(ndan sayılmış)dır.” Ebu Dâvud, Menâsik 42 (1853); Muvatta, Hacc 82 (1, 352)

1226) Muvatta’da şu ziyade var: Hz. Ömer (r.a.) Ka’b’a sordu: “Nereden biliyorsun (ki çekirge deniz avıdır)?” Ka’b şu cevabı verdi: “Ey mü’minlerin emîri, nefsimi yed-i kudretinde tutan Zât-ı Zülcelâ1’e yemin ederim, bu (bir nevi) balık hap­şırmasıdır, her yıl iki sefer hapşırır.” Muvatta, Hacc 82 (1, 352)

1227) Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor: “Esmâ Bintu Umeys, Muhammed İbnu Ebî Bekir’in doğumu sebebiyle Şecere nâm nevkide nifas olmuştu. Resûlullah (s.a.v.), Hz.Ebu Bekir’i (r.a.) görüp, kadına yıkanıp ihrama girmesini emretmesini söyledi.” Müslim, Hacc 109 (1209); Ebu Dâvud, Menâsik 35 (1834); İbnu Mâce, Menâsik 12 (2911)

1228) Esmâ Bintu Ümeys (r.a.) Muhammed’i Beydâ’da doğurduğunu söylemiş, önceki hadisteki durumu aynen zikretmiştir.” Muvatta, Hacc 1 (1, 322); Nesâî, Hacc 26 (5, 127) Muvatta’nın bir başka rivayetinde şöyle denir: “(Esmâ) Zülhuleyfe’de Muhammed’i doğurdu. Ebu Bekir (r.a.) ona yıkanmasını sonra da ihrâma girmesini emretti.” Nesâî, bir başka rivayette şu ziyadeyi ilâve eder: “... sonra hacc için ihrama girmesini, Ka’be’yi tavaf hâriç, herkesin yaptıklarını aynen yapmasını (emretti).” Yine Nesâî’nin bir başka rivayetinde (Esma) şöyle demiştir: “Resûlullah’a (birisini) göndererek: “Ne yapayım?” diye sordurdum. Bana: “Yıkan, (kan gelen kısma) sargı bağla, sonra da ihrama gir” haberini gönderdi.”

1229) İbnu Ömer’den (r.a.) yapılan bir rivayete göre, Hacc veya umre için ihrama giren hayızlı kadın hakkında, “Kadın dilerse umre veya haccı için ihrama girer, ancak Beytullah’ı tavaf edemez, Safa ile Merve arasındaki sa’yi de yapamaz. Bunlar dışındaki bütün menâsike insanlarla birlikte katılır. Temizleninceye kadar mescide yakın olmaz.” Muvvata, Hacc 45

1230) İbnu Abbâs (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Nifaslı ve hayızlı kadınlar mîkata gelince gûslederek ihrama girerler ve Beytullah’a olan tavaf hariç bütün menâsiki îfa ederler.” Ebu Dâvud, Menâsik 10 (1744); Tirmizî, Hacc 100 (945)

1231) İbnu Ömer (r.a.) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Beş hayvan vardır, bunların öldürülmesi ihramlıya günah değildir: Karga, çaylak, akrep, fâre, kelb-i akûr.” Buharî, Cezau’s-Sayd 7; Müslim, Hacc 72 (1199); Muvatta, Hacc 88 (1, 356); Ebu Dâvud, Menâsik 40 (1846); Nesâî, Hacc 82, 83, 84, 86, 87, 88 (5, 187-190) Bir rivayette şöyle denmiştir: “Bunları, Harem’de ve ihramda iken öldürene günah yoktur.” Ebu Dâvud ve Tirmizî’nin, Ebu Saîdi’l-Hudrî’den kaydettikleri bir rivâyette: “Âdi yırtıcılar” da denmiştir. Bundan maksad insana saldırıp yaralayandır.

1232) Alkame İbnu Ebî Alkame, annesinden rivayet etmiştir ki: “Annesi, Hz. Aişe’yi (r.a.) ihramlı iken bedenini kaşıyan kimse hakkında soru sorulunca dinlemiştir. Hz. Aişe şu cevabı verir: “Evet, kaşınsın ve şiddetle kaşısın.” Sonra Hz. Aişe ilâve eder: “Ellerimi bağlasalar (kaşınmak için ayaklarımdan başka bir imkânım olmasa) ayaklarımla kaşınırım.” Muvatta, Hacc 93 (1, 358)

1233) Esmâ Bintu Ebî Bekr (r.a.) anlatıyor: “Hacc yapmak üzere Hz. Peygamber’le (s.a.v.) birlikte çıktık. Arc nâm mevkiye kadar geldik. Orada Resûlullah (s.a.v.) konakladı, biz de konakladık. Hz. Aişe (r.a.) Resûllullah’ın (s.a.v.) yanına oturdu. Ben de babam Ebu Bekir’in yanına oturdum. Resûlullah’ın binek devesi ile, Hz.Ebu Bekir’in binek develeri tekdi ve o da Ebu Bekir’e ait bir köle ile birlikte (yolda) idi. Ebu Bekir (r.a.) oturup, kölenin gelmesini beklemeye başladı. Köle geldi ama beraberinde deve yoktu. Hz.Ebu Bekir (r.a.): “- Deven nerde?” diye sordu. Köle: “Sabahleyin onu kaybettim!” dedi. Ebu Bekir (r.a.): “Tek bir deveyi kayıp mı ettin!” deyip köleye vurmaya başladı.Resûlullah bu sırada gülüyor ve şöyle diyordu: “Şu ihramlıya bakın neler de yapıyor!”(İbnu Ebi Rizme der ki: Resûlullah: “Şu ihramlıya bakın neler de yapıyor?” deyip gülüyor, (başka bir Şey söylemiyordu)” Ebu Dâvud, Menâsik 30 (1818); İbnu Mâce, Menâsik 21 (2933)

1234) Rebîa İbnu Abdillah: “Hz. Ömer’i (r.a.) ihramlı iken (Mekke ile Medine arasındaki Sükyâ köyünde) devesinin kurtlarını alıp toprağa atarken gördüm.” Muvatta, Hac 92 (1, 357)

1235) Nâfi’ anlatıyor: “İbnu Ömer (r.a.), ihramlının, devesinden pire veya güve gibi haşereleri temizlemesini mekruh addederdi.” Muvatta, Hacc 95 (1, 358)

1247) İmam Mâlik (r.a.) anlatıyor: “Bana ulaştı ki, Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Ebu Hüreyre’ye (r.a.) haccetmek üzere ihrama girmiş bulunan birisi hanımı ile cinsî temasta bulunursa ne gerekir diye sual sorulmuştu. Şu cevabı verdiler: “Bunlar (başladıkları) haccı tamamlarlar. Sonra müteâkip sene yeniden hacc yaparlar ve (ceza olarak da) kurban (hedy) keserler.” Hz. Ali (r.a.) şunu söylemiştir: “Müteakip yıl, bunlar hacc için ihrama girince, haccı tamamlayıncaya kadar birbirle­rinden ayrılırlar.” Muvatta, Hac 151 (1, 381-382)

1248) İbnu Abbâs’a (r.a.), Minâ’da iken, ifâza tavafından önce, hanımına cinsî temasta bulunan bir kimse hakkında sorulmuştu, bir bedene kesmesini emretti.” Bir rivayette şöyle demiştir: “İfâzadan önce ehline temas eden kimse (ceza olarak) yeni bir umre yapar ve bir de kurban (hedy) keser.” Muvatta, Hacc 159 (1, 384)

2005 © Kuts@l Topr@kl@r
www.kutsaltopraklar.net