HAC MEVSİMİNE UYANINIZ Mübarek Ramazan bayramının ilk günü, rahmet ve mağfiret mevsiminin ardından yeni ve büyük bir mevsim olan hacc mevsiminin de ilk gününü teşkil etmektedir. Cenab-ı Hak tarafından elimize verilen o kadar büyük servet ve imkanlar vardır ki, bu günlerin mânâ ve mahiyetini çoğu kere bilmediğimiz, çoğu kere bir alışılmışlığın içinde boğulduğumuz, çoğu kere ayaklarımıza vurulan prangaların bıraktığı izler bizi bir faydasız tepkiler iklimine yolcu ettiği için bu mevsimler gelir geçer, ancak elimize geçmesi gereken geçmeden, yılları kaybeder gideriz. Milletimize yarım asrı karartan bir zihniyet haccı yasaklamakla aslında kendi hesabına doğru ve başarılı bir iş yapmış oluyordu. Memleket evladı, Yunanı, Bulgarı, Moskofu, Fransızı, İtalyanı aziz vatandan kovmuş, bunları kovduktan sonra kurduğu devletinden hac izni alamamış, bu izni bir Fansızdan, bir İtalyadan, bir Almandan alarak hacca gitmiş, fakat sadece hacca gidebilmiş olmanın hazzını tatmıştır. Halbuki hac bunun için değildir. hac, yeryuvarlağının en ücra köşesindeki müslümanın yalnız kalmaması için yapılmış bir projedir. Hiçbir din ve sistem bugün müslümanlıktaki haccın yerini tutacak bir güce sahip değildir. Ancak bu konuda ne bir ilmi toplantı, ne bir sempozyum, ne müslümanı bu konuda bilgilendirme faaliyeti senelerdir görülmemekte, iş bütünüyle bir ticari ve turistik boyutsuzluğa indirgenmektedir. Bu da bugün oldukça kalın bir pasta haline dönüşmüş, müslümandan başka herkes bundan payını almaktadır. "Müslüman turizmciler ne oluyor?" gibi mantıksız bir soruyu sakın boşta bulunup da sormayınız. Bunlar devlet düzeyinde temsil edilmedikleri için asıl maçın oynandığı büyük stadyumdaki karşı kaleye değil, bir mahalle takımının boş kalesine gol atmaktadırlar. Bunun zararını müslümanlar olarak hepimiz çekiyoruz. Olayı önce kendi boyutlarıyla ortaya koymak gerekiyor. İşin asıl mahiyetinin, zamanla gelişen tepkiler neticesi başka bir havaya bürünmesi bizi aldatmamalıdır. Şu bir kaç kelimelik makalenin hacmi, haccı kaybettiğimiz, hacda kaybettiklerimizi, hacdan sonra elde etmemiz gerekip de bunları gündeme getirme imkânına bile sahip olmadığımızı tartışmaya müsaid değildir. Ancak, bu vatanın yarınını düşünen müslümanlara birkaç maddelik bir çağrım vardır. Bunları vicdanınızda tartın ve içinizden gelen sese göre birşeyler yapmaya çalışın: 1- Bu memleketten büyük bir ihlâsla hacca giden müslümanlara "hacca niçin gidiyorsunuz" gibi bir soruyu yönelttiğinizde ne gibi cevaplar alırsınız? Bunu anket ediniz ve sonucu haccın asıl gayelerine göre değerlendiriniz. 2- Müslümanları esir kampları mahkumlarının bir yerden başka yere taşındığı gibi dolaştırıp getirenler, farz ibadetlerinin sorumluluğunu üstlendikleri insanların bu vazifelerini ifâ etmeleri karşısında ne kadar hassasiyet gösteriyorlar? Yoksa iş pasaport, gümrük, bilmem kaç yıldızlı otelde dürülüp bükülüyor mu? 3- Her konuda müslümanlara mesaj verme imkânına sahip bulunanlar büyük ve kapsamlı bir hac dosyası açıp bunu değerlendirmeli, Hıristiyan Amerika ve Avrupa'nın müslümanların haccı üzerinde yaptıkları büyük projeleri nasıl tatbik edebildiklerini, müslümanların da yıllarca bunu nasıl hâlâ seyretmeye devam edebildikleri üzerinde uzun uzun düşünüp formül üretmelidirler. 4- Her hac, bugüne kadar olmayan bir "İslâm Dünyası"nın kuruluşu için bir adım teşkil etmeli, bu dünyanın kuruluşu için onlarca projenin hayata geçirildiği dönüm noktaları haline gelmelidir. 5- Karamsar filan değilim. Yalnızca gerçeği dile getirmek istiyorum. Eğer gerçekten bir "İslâm Dünyası" bulunsaydı ne İran-Irak savaşı dokuz sene sürebilir, ne Bosna-Hersek'te beşiklerindeki çocuklar kıyma yapılabilir, ne de müslüman "acaba yarınım ne olacak?" gibi bir komplekse düşerdi. Evet bir dünya kurmaya mecburuz. Buna kendimizden başlamak durumundayız. Kendimizi imardan, iç dünyamızı sorgulamaktan, yaptığımız ibadetlerin bizi ne kadar kurtardığını hesaplamaktan ve ibadetlerimizle aramızın nasıl olduğuna "basiret kesilmemizden" başlamalıdır. İçimizde bir kıyamet kopmalı, bu ürperiş gözlerimize inen kalın perdeyi yırtıp atmalı ve bizi "yeniden yaratmalıdır". 6- hac, bütün ibadetlerin bütünüdür ve kemal derecesidir. Her bir ibadet birimi nasıl hayatımızın bir veya birçok yönünü düzenliyorsa, hac da bütün hayatımızı düzene sokar. Ancak şu bizim yaptığımız haccı kasdetmiyorum. Müslümanlıktaki haccı demek istiyorum. 7- Bu makale, proje üretme yeri değildir. Muhakkak sizler de çok güzel şeyler düşünecek, neler hayal edeceksiniz. Bunları hayata geçirmek için adım attığınız takdirde muhakkak elinize, ayağınıza birşeyler, belki çok şeyler takılacak, bu düğümler sizi kısa zamanda bir kördüğüme doğru götürecektir. Unutmayın ki yüce dinimiz İslâm'da çözümü bulunmayan hiçbir mesele yoktur. Ancak konuyu anlamak ve yaşamaya niyet etmek lâzımdır. Ramazan'ı Rasûl-i Ekrem ve O'nun yetiştirdiği nurdan insanların yaşadığı gibi yaşamaya çalışarak gözlerinize bir keskinlik kazandırın ve berrak gözlerle ve dolu gönüllerle haccı yaşayın. Mutlu ve mübarek haclar bütün müslümanların olsun. Ali HÜSREVOGLU |
2005 © Kuts@l Topr@kl@r |