DÖNÜŞ
SONRASI
Hac ve umreyi ifa etmek kadar döndükten sonra,
kazanılan güzel hasletlerin kaybedilmemesi de önem taşır. Kıyamete
kadar insanlığın yoluna ışık saçacak aydınlığın ilk çıktığı Kutsal
mekanlarda günahlarından arındıktan sonra bu arınmışlığın korunması,
sürdürülmesi ve geliştirilmesi için gereken gayreti göstermek
ziyaretçinin en başta gelen görevidir.
İnsanlar kutsal topraklara yüz süren kişileri örnek
müslüman olarak görmek isterler. Bu bakımdan bilhassa olumsuz
tutum ve davranışlarının İslam'ın aleyhinde propaganda malzemesi
yapılacağını göz önüne alarak kutsal toprakları ziyeret eden kişi,
kesinlikle doğruluktan, dürüstlükten taviz vermemeli, hakkı hukuku
gözetmelidir.
Her müslümanın görevi olmakla birlikte özellikle
kutsal toprakları ziyeret eden kişi, İslâm’ın güzelliğini yaşantısıyla
fiili olarak göstermelidir. Bu sebeple İslâm’a aykırı düşecek
tavır ve davranışlardan şiddetle sakınmalıdır. Bunun için yalan,
haksızlık, hıyanet, ahde vefasızlık, aldatma, kandırma, eksik
ölçme ve tartma... gibi gayr-ı ahlâkî tutum ve davranışlardan
daima uzak durmalıdır. Vazifeleri bitip de memleketine döndükten
sonra sırf menfaat, makam, mevki hırsı gibi birtakım basit düşüncelerle
hacda kazandığı safiyeti bulandırmamalıdır.
Gerek dürüstlük, doğruluk, özü sözü bir olmak...
gibi ahlâkî nitelikler açısından ve gerekse İslâmi bilinçlenme
noktasından bir ziyertçinin, hacdan veya umreden sonraki İslâmi
hayatının öncesinden daha ilerde olması gerekir.
Yaptığı hac veya umre, Allah’a saygısını, takvasını
ve Ahiret hayatına daha iyi hazırlanma şevkini ne derece artırmışsa
kutsal toprakları ziyeret eden kişi, Allah nezdinde o derece kabul
görmüş demektir.
Bundan dolayı kutsal toprakları ziyeret eden kişi,
hacdan veya umreden sonraki hayatını, ziyaret günlerinde konsantre
olduğu İslami yaşantı doğrultusunda sürdürme çabası içinde olmalıdır.
Allah’a verdiği sözü daima hatırında tutarak kötülüklerden, İslâm’ın
onaylamadığı her türlü söz, fiil ve davranıştan uzak durmalıdır.
Ahdini bozmamalıdır. Çünkü Hacer-i Esvedi istilam, bir sözleşmedir.
Bu hareketiyle müslüman, bundan böyle Allah’ın emir ve yasaklarına
karşı gelmeyeceğine söz vermiş olmaktadır.
Bu itibarla kutsal toprakları ziyeret eden kişi,
yaptığı bu sözleşmeyi ihlal edecek her türlü söz, fiil ve davranıştan
uzak kalmaya özen göstermelidir.
Şeytanın veya heva ve hevesinin peşine takılarak
ahde vefasızlık etmemelidir.
Hac ve Umre, Müslümana, Müslümanların derdini dert
edinme bilincini kazandırmış olmalıdır. Çünkü Müslümanların derdini
dert edinmeyen, onlardan değildir. Kâbe’nin etrafında, Arafat’ta,
Müzdelife’de, Mina’da müminler denizinden bir damla olarak onlarla
aynı kalıba girip de hacdan sonra bu denizin bir damlası olmayı
reddetmek, kutsal toprakları ziyeret eden kişi için nasipsizliğin
en büyüğü olur. Bu yüzden kutsal toprakları ziyeret eden kişinin
gönlünde kalbinde Müslümana karşı, imanlı insanlara karşı en ufak
bir kin, husumet ve nefret kalmamalıdır.
Müslümanların, damlaları birbirinden ayrılmayan
bir okyanus gibi olmaları gerektiğini düşünerek, kendisini bu
okyanusun bir damlası olarak görmeye devam etmelidir. Bu okyanusun
içinde birtakım olumsuzluklara şahit olmuşsa, okyanusun bir parçası
olarak bu olumsuzlukların nasıl bertaraf edilebileceği üzerinde
kafa yormalıdır.
Kutsal toprakları ziyeret eden kişi, Allah Rasûlünün
23 yıl boyunca canını dişine takarak İslam’ın aydınlığını insanlara
nasıl ulaştırdığını gözü önüne getirip bu kutlu hizmetin, onun
aydınlattığı yolda yeniden geliştirilmesinde hizmet alabilme azmi
ve gayreti içinde olmalıdır.
Mevsimi gelince çaresiz ve zorunlu, göçmen kuşlar misâli kanatlanıyor,
rahmet ve mutluluk beldelerine koşuyoruz. O ne kudretli mıknatıs,
o ne güçlü câzibe ki, dayanılmaz, karşı konmaz bir mecburiyetle
iradesine boyun eğdiriyor. Sonraki ziyaretin yakıcı hasretiyle
günleri saymak, çöle düşmüş menba arayan biçarenin susuzluğuyla
kavrulmak ne büyük çile Allahım! O bahtiyar topraklar ve mübarek
mekânlarda öyle mutluluk ve huzur hazineleri saklı ki, baht ve
talih güleryüz gösterip bir defacık ziyarete nail olanlar, hiç
farkına varmadan Haremeyn’in tiryâkisi, felâh bulmaz tutkunu kesiliyorlar.
Ya Rabbi! Aşkımızı, iştiyâkımızı arttır!.. Bize
o beldelerini daima açık tut!.. Ta ki rızana erişelim!